..............................CAN POLİKLİNİKLERİ......................... | Şirket Tanıtımı | Şubelerimiz | Vizyon/Misyon | Resimler | Resmi Hasta | Sünnet | Diş | Aşılar ve Çocuk | Sağlık Haberleri |Sağlığınız için | Sınav Stresi | Soru-Cevap | KENE(Kırım-Kongo Ateşi) | Hıdırellez | Kutlamalar | Tatil | BASVURU | İletişim ve Ulaşım | Yönetim

Sağlığınız için

BİLİYOR MUSUNUZ?

1-Kolesterol nedir?
2-Kötü ağız kokusu?
3-Horlama nedir?
4-Hipertansiyon nedir?
5-Bel ağrısı nedir?

KOLESTEROL.......


Kolesterol çoğunluğu karaciğerimiz tarafından üretilen ve bazı hormon ve vitaminlerin temel yapıtaşı niteliğinde vücudumuzun birçok fonksiyonunda katkısı olan hayati bir maddedir. Kolesterol kanın içerisinde damarlarımızda dolaşır . Birkaç alt tipi olan kolesterolün kalp damar hastalıklarına etkisi yönünden izlediğimiz iki tipi var: LDL ve HDL.

Kötü Kolesterol Neden Kötüdür?

LDL kolesterol kan dolaşımı ile tüm vücudumuzu dolaşırken, bazı enzimler kolesterol parçacıklarına tutunarak değişiklik geçirmesine sebep olur. Yeni oluşan bu kompleks kolesterol parçacığı vücudun savunma sistemine ait bazı moleküllerin aktive olarak, kolesterol parçacığının damar duvarından içeri girmesini kolaylaştıracak mekanizmaları harekete geçirir. Böylece parçacığımız damar duvarını döşeyen en iç tabakayı ( endotel) aşarak duvar içerisine girer, kısa zamanda kolesterol parçacıklarına makrofaj, trombosit gibi kan elemanları da eşlik eder ve böylece köpüksü bir oluşum damar duvarını daraltmaya başlar. Damarın olağan yapısı bozulduğundan kan akım şekli de bozularak damar duvarı altındaki birikimin artmasını kolaylaştırır. Bu anlattığımız mekanizmaya tıp dilinde "plak", halk dilinde ise "damar sertliği" adı veriliyor.

Plaklar stabil ( durağan, sabit) oldukları sürece kan akımının azalması sonucu o damarın beslediği organ veya dokunun beslenme bozukluğuna sebep olurlar. Ancak zaman içerisinde plak yüzeyini kaplayan endotel tabakası yırtılabilir, işte o zaman kanın pıhtılaşma elemanlarının da olaya dahil olması ile damar tam tıkanır ve tıkanan bölgenin ilerisine kan akımı duracağından o damardan beslenen doku veya organ alanlarında beslenme ve oksijenlenme ani bir şekilde kesintiye uğrar. Eğer bu olayın geçtiği damar, kalp kasını besleyen bir damar ise "kalp krizi", beyin dokusunu besleyen bir damar ise "felç- inme" oluşur. Çarpıcı olması bakımından sadece bu iki örnek kötü kolesterolün neden kötü olduğunu açıklar ancak bunun ötesinde yüksek LDL kolesterol düzeyleri vücudumuzun her dokusuna, her organına çeşitli şekillerde zarar verir.

İyi Kolesterol Neden İyidir?

HDL kolesterol ise damarlarda artan kolesterolün karaciğere dönüp safraya boşaltarak veya VLDL üreterek elimine edilmesine yardımcı olur; Bu yüzden bu kolesterole "iyi" kolesterol diyoruz. Bu iki kolesterol arasındaki denge kalp ve damar hastalıklarından korunmada önemli rol oynar.HDL düzeyleri arttıkça kalp krizi, felç gibi kolesterol yüksekliğine bağlı hastalık riski azalır. Yapılan tetkiklerde de LDL kolesterolün HDL kolesterole oranını değerlendirmek tek tek parametreleri değerlendirmekten daha anlamlıdır. Hareketsiz bir yaşam tarzı, sigara kullanımı gibi alışkanlıklar HDL kolesterol düzeyini düşmesine sebep olur. HDL kolesterolünüzü yükseltmek istiyorsanız, düzenli egzersiz yapmak ve sigaradan uzak durmak gerekmektedir. Çünkü sadece HDL kolesterolü yükseltecek ilaç henüz üretilmedi.

Vücudumuzda bulunan kolesterolün % 80 i karaciğer ve bağırsaklarımızda üretilir. Geri kalan %20 lik bölüm ise yiyeceklerde bulunan yağlardan, özellikle de doymuş yağ içeren besinlerden sağlanır. Öyle ise kolesterol yüksekliğinden sadece gıdalar sorumlu değildir. Evet, beslenme tarzımızın yanısıra, kalıtımsal faktörler, şişmanlık, stres, diyabet, kronik böbrek hastalığı gibi sebeplerle de kolesterol yükselebilir.

Eğer sizde kolesterol yüksekliği saptanmış ise:

- Doktorunuz ile iletişiminizi kesmeyiniz, kolesterol yüksekliğinin tedavisi uzun vadeli sabır isteyen bir süreçtir.
- Eğer ilaç kullanmanız gerekiyorsa bu ilacı uzun bir dönem belki de yaşam boyu düzenli olarak kullanmanız, ara vermemeniz, doktorunuzun sizin için uygun gördüğü aralıklarla labaratuvar testlerini yaptırmanız ve hekiminizin bunları değerlendirmesi gerekir.Bu konuda özen göstermeli, ilacınızı yanınızdan ayırmamalısınız.
- Bazı durumlarda ilaç kullanmanız gerekmez, yalnızca yaşam tarzınızda değişiklikler yapmak yeterli olacaktır. Bu durumda doktorunuz sizi bir beslenme uzmanına yönlendirebilir veya birlikte bir beslenme planı oluşturabilirsiniz.Bu plana sadık kalmaya özen gösterin.
- İdeal kolesterol düzeyleri yandaş hastalığınız olup olmadığına göre değişeceğinden hedef kolesterol değerleriniz konusunda doktorunuz size bilgi verecektir.
- İyi kolesterolünüzü yükseltmek için düzenli egzersiz, örneğin: günde bir saatlik yürüyüş ve sigarayı bırakmak gerektiğini bir kez daha hatırlatalım.
- Şişmanlık kolesterol yükselmesine sebep olduğuna göre fazla kilonuz varsa kilo vermek, ideal kiloda iseniz kilo almamaya özen göstermek gerekli..
- Piyasada kullanıma sunulmuş farklı gruplardan bir çok "kolesterol düşürücü " ilaç mevcut, bunlardan sizin durumunuza en uygun olanı doktorunuz seçecektir. Komşunuza iyi gelen sizin için uygun olmayabilir. İlacınızı değiştirmeye veya dozunu arttırıp, eksiltmeye kendi kendinize karar vermeyin, mutlaka doktorunuza danışın.






dis.jpg

KÖTÜ AĞIZ KOKUSU

Kötü ağız kokusu, çoğu zaman mahcubiyete, sosyo-psikolojik problemlere sebep olur; hatta evlilikleri bile etkileyebilir.

SEBEPLERİ:

Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Ölü ve ölmek üzere olan bakteriler sülfür bileşikleri açığa çıkarır.

Bakteri tabakaları ve yiyecek artıkları dilin arka tarafında birikir. Dilin yüzeyi oldukça pürüzlü bir yapıdadır ve bakterilerin yaşamasına elverişli bir özelliğe sahiptir. Büyük miktarda sülfür bileşikleri de bu alanlarda birikir.

Eğer diş yüzeyi temizlenmezse kısa sürede bakterilerin yaşamasına elverişli bir hal alır.

İleri derecede dişeti rahatsızlığına sahip olanlarda kişinin kendi başına temizleyebilmesi pek mümkün olmayan, ulaşılamayan alanlar vardır. derin dişeti cepleri gibi böyle alanlar da kötü kokuya sebep olur.

Şanslıyız ki ağız boşluğundan kaynaklanan kötü kokuların tedavisi kısa sürede sonuç vermektedir ve problem halledilebilmektedir.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ (Ağız boşluğu kaynaklılarda)

Tam bir ağız muayenesi yapılır. Koku testleri uygulanabilir ki bu testlerle uçucu sülfür gazları ve halitosis hastalığının boyutları tespit edilir.

İleri dişeti hastalıkları ve/ veya diş çürükleri tedavi edilmelidir.

Ağız enfeksiyonları yok edilmeli gömük, sorunlu dişler çekilmelidir.

İyi bir ağız hijyenine özen gösterilmeli. Dişlerin tüm yüzleri ve dil sırtı temiz tutulmalıdır. ağız enfeksiyonları tedavi edildikten sonra gargaralar ve diş macunları da yardımcı olabilir.

Kötü ağız kokusundan şikayet edenler bu konunun üzerine gitmelidir. çünkü basit bir müdahale ile bu probleminizden tamamen kurtulmanız mümkün olabilir. Eğer ağız ve dişlerinize yapılan müdahaleden sonra hala ağız kokusundan şikayetçi iseniz diğer sebepleri de araştırmak gerekecektir:

AĞIZ KOKUSUNUN DİĞER SEBEPLERİ:

Özellikle sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlar

Şeker hastalığı (Diyabet) (aseton kokusu

Böbrek yetmezliği (balık kokusu gibi)

Karaciğer yetmezliği

Metabolizma bozuklukları (teşhisin zor olabildiği gelip giden kötü bir balık kokusu)

Açlık, diyet, oruçlu olmak (Sıvı gıda eksikliklerinde vücuttaki yağ ve protein çözünmeye başlar, bu metabolizmanın yan ürünleri kötü ağız kokusu olarak yansır)




HORLAMA

Normal erişkin insanların en az %45 i zaman zaman horlamaktadır. %25 i sürekli olarak horlamaktadır. Horlama problemi en sık şişman erkeklerde görülür ve yaşla birlikte her geçen gün artar.


Horlamanın sebebi nedir?

Ağız ve burun arkasındaki hava yolunda darlık olduğunda ortaya çıkan gürültü biçiminde ki sese horlama denir. Dilin arkası ve yumuşak damak ve küçük dilin olduğu kısmın genizle birleştiği bölge kendiliğinden daralabilen bir bölgedir. Bunlar birbirleri üstüne geldiğinde solunumla birlikte titreşmekte ve horlama ortaya çıkmaktadır. Horlayan biri aşağıdaki problemlerden en az birine sahiptir.



Dil ve boğaz kasları gerginliği azalmıştır. Gevşek kaslar sırt üstü yatınca dilin boğaz arkasına doğru kaymasına engel olamaz. Bu olay alkol yada ilaç alarak gevşemiş birinin uykusunda kas kontrolünün kaybolması ile ortaya çıkar. Bazı insanlarda uykunun derin fazında gevşemeye bağlı olarak yine horlama görülebilmektedir.



Boğazdaki dokuların aşırı büyük olması. Büyük bademcik ve geniz eti çocuklarda en sık rastlanan horlama nedenidir. Şişman insanlarda kalın boyun dokusu sebep olarak gösterilir. Kist ve tümörlerde nadir olarak bu yolla horlama yapabilmektedir.



Yumuşak damak ve küçük dilin aşırı sarkık ve uzun olması boğaza doğru hava yolunu daraltır. Hava yoluna sarktığı için bir valv gibi horlamaya neden olur.



Burun tıkanıklığı olan kişi havayı almak için genizde aşırı vakum yaratır. Bu vakum boğazda kollabe olabilen dokuları hava yoluna doğru çeker. Böylelikle burun açık iken horlamayan kişide horlama görülmeye başlar. Bu durum neden bazı insanların sadece allerjik dönemlerde veya grip, sinüzit olduğu zamanlarda horladığını izah etmektedir. Burun deformasyonları bu tip burun tıkanıklığı nedenleri olarak bilinir. Deviasyon burun orta bölmesinin yan taraflara taşması olarak tanımlanır. Burun içi deformasyonları içinde en sık rastlanılanıdır.

HİPERTANSİYON

HİPERTANSİYON=YÜKSEK KAN BASINCI (YUKSEK TANSİYON) NEDİR ?
Hipertansiyon yüksek kan basıncını ifade eden bir medikal terimdir.Tüm insanların tansiyonu vardır ve buna gereksinim duyarlar. Tansiyon ( kan Basıncı ) olmazsa vücutta kan dolaşamaz ve organların çalışması için gerekli olan oksijen ve besinler yerlerine ulaşamazlar. Hayati fonksiyonlar durur. Önemli olan bu kan basıncının sağlıklı seviyelerinin ne olduğunun bilinmesidir.
Kalbin her atışında kalpten pompalanan kan arterler üzerinde bir basınç oluşturur. Bu basıncı etkileyen 2 güç vardır. Birincisi pompalanan kanın arterlere yaptığı basınç, ikincisi ise arterlerin kan akımına gösterdiği dirençtir.
Kalbimiz normal şartlarda dakikada 60-80 kez atar.
Kalbin atımı esnasında kasılması ile arterlerde oluşan basınç sistolik (büyük) tansiyon, iki atım arasında tekrar kanla dolarken oluşan basınç ise diastolik (küçük) tansiyon olarak adlandırılır.
Yetişkinler için sistolik kan basıncı 140 mm-Hg ; diastolik kan basıncı 90 mm-Hg in altında ise normal kabul edilir.
Tansiyon, herhangi bir aktivite esnasında,dinlenirken, uyurken dakikadan dakikaya değişiklikler gösterebilir. Ancak kabul edilebilir sınırlar az önce de belirttiğimiz gibi 140/90 mm Hg nin altındaki değerlerdir. Tansiyonunuzun yüksek olduğu ancak doktorunuzun belirlediği aralıklarda yapılan ölçümler sonucu söylenebilir.
Genellikle sistolik basınç 130-139 diastolik basınç 85-90 aralığında ise izlemek gerekir.
Yüksek tansiyon hem çocuklarda hem de büyüklerde görülebilirsede en çok 35 yaş üstü erişkinlerde görülmektedir. Doğum kontrol hapı kullananlarda, orta yaş veya yaşlı kişilerde, şişmanlarda, alkoliklerde ve kadınlarda görülme sıklığı artmaktadır. Ayrıca şeker, gut ve böbrek hastalığı olanlarda da daha sık görülmektedir.

SEBEPLERi
Hastaların %90-95 inde sebep bilinmemektedir. Bu tür esansiyel veya primer hipertansiyon olarak adlandırılır. Hastaların % 5-10 unda ise sebep bellidir ve bu tür de sekonder hipertansiyon olarak adlandırılır. Bu sebepler:
Böbrek bozuklukları
Doğuştan aort anomalileri
Bazı arterlerin daralması.
Bu sorunlar düzeltilebilirler.

YÜKSEK TANSİYON NASIL OLUŞUR
Kalbimizden pompalanan kan arterlerle vücudumuza dağılır. Büyük arterler daha sonra arteriollere ve daha sonra da kapillerler denilen kılcal damarlara doğru incelerek tüm vücut organlarına oksijen ve besin maddelerini taşırlar. Daha sonra da kan venler (toplardamarlar) tarafından kalbe geri döndürülür.
Bazı sinir uyarıları damarları genişletir veya daraltır. Genişleyen damarlardan kanın geçişi kolaylaşır. Daralan damarlardan ise kanın geçişi zorlaşır ve hipertansiyona neden olabilir. Kalp gerilir, kan damarları zarar görebilir, beyne ve böbreklere kan götüren damarlar değişikliğe uğrayarak bu organlar etkilenebilir.
Uzun yıllar belirti vermeyen hipertansiyonunuz da olsa bu kalp krizi, beyin kanaması veya böbrek hasarına uğramayacağınız anlamına gelmez. Yükselen kan basıncı kalbin ve arterlerin iş yükünü arttırır. Kalp pompalama işlemini daha fazla güç harcayarak yapar, arterler kanı büyük bir basınç altında taşımaya çalışırlar. Bu durum uzun zamandır devam ediyorsa arterlerin işlevleri bozulmaya başlar. Diğer organlarda etkilenmeye başlarlar. İnme, konjestif kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, kalp krizi oluşma riski artar. Yüksek kan basıncı şişmanlık, yüksek kolesterol düzeyleri, sigara içimi veya diabet ile birlikte ise kalp krizi ve inme riski çok daha fazla artmaktadır.


TANSİYON YÜKSEKLİĞİ NASIL ANLAŞILIR?
Yüksek kan basıncı çoğu hastada belirti vermez. Birçok hasta tansiyonunun yüksek olduğundan habersiz yıllarca yaşayabilir. Bu sebeple belli aralıklarla kan basıncı ölçümleri yaptırmanız gerekir. Bir kez tansiyonunuzun yüksek bulunması hipertansiyon hastası olduğunuzu göstermez. Sık sık tansiyon ölçümü yaptırarak izlemeniz gerektiğini gösterir.
Tansiyonu normal sınırlarda olan kişilerin en azından iki yılda bir tansiyon ölçümü gerekmektedir. Tansiyonu normal değerlerin üst sınırında olan veya ailesinde yüksek tansiyon öyküsü olan kişiler ise daha sık aralarla en iyisi doktorunun önerdiği sıklıkta tansiyon ölçtürmelidir.
Tansiyon sphygmomanometre denilen tansiyon cihazları ile ölçülür. Kolun üst kısmına sarilan özel bir kauçuk balon pompa ile şişirilerek koldaki arterden kan geçişi bir süre için durdurulur. Daha sonra manşonun içindeki hava yavaş yavaş boşaltılırken steteskopla atım sesleri dinlenir.Seslerin ilk duyulduğu an göstergeden okunan değer sistolik (büyük) tansiyon, sesin kaybolduğu zaman göstergeden okunan değer ise diastolik (küçük) tansiyondur.

RİSK FAKTÖRLER:
Kontrol Edilebilir Risk Faktörler:

Şişmanlık:BMI si 30 ve üzerinde olanlar da yüksek tansiyon daha sık görülür.
Tuzlu yeme alışkanlığı: tansiyon yükselmesine neden olabilir.
Alkol: Aşırı alkol alımı tansiyonu yükseltir.
Hareketsiz yaşam kilo alımını kolaylaştırır ve tansiyon yükselmelerine neden olabilir.
Stres de tansiyonu yükseltebilen bir faktördür.

Kontrol edilemeyen risk faktörler:

Zencilerde daha sıktır.
Ailevi yatkınlık
Yaş:Erkeklerde 35-50 yaşlarında kadınlarda ise menapozdan sonra daha sık görülür.

Tansiyonu yüksek kişilerde normal kişilere göre:
3 kat daha fazla koroner kalp hastalığı ortaya çıkar.
6 kat daha fazla konjestif kalp yetmezliği ortaya çıkar.
7 kat daha fazla inme oluşur.
Arter ve arterioller de hipertransiyondan etkilenirler. Yaşı ilerlemiş kişilerde arterler zaten sertleşmekte ve elastikiyetini kaybetmektedir. Yüksek tansiyonunda eklenmesi ile damar tıkanıklıkları görülme sıklığı artmaktadır. Daralan ve tıkanan damarlar vücudun organlarına yeteri derecede kan ve dolayısı ile yeterli oksijen ve besin taşıyamaz. Ayrıca bu damarlarda kan pıhtısı birikimi de artar ve emboli denilen damar tıkanmalarına sebep olabilir.
Tüm bu zararlardan korunabilmek için tansiyon yüksekliği olan hastaların bir an önce doktor kontrolüne girmeleri gerekir.Büyük çoğunluğu tedavi edilebilmese bile kontrol altına alınarak vücuda yapacağı zararlar engellenebilir.

BEL AĞRISI

Çoğu zaman üstünde bile durulmayan bel ağrıları günlük hayatı etkilemeye yetiyor. Neyse ki bel ağrılarının oluşma nedenleri, tedavisi ve onu izleyen dönemlerdeki davranış metodları üzerine eğitim veren bir bel okulu var.

Belindeki ağrılar yüzünden oldukça sıkıntılı anlar yaşamış birçok insan tanırız. Denenip memnun kalınmış tedavi yöntemlerinin önerildiğine de şahit oluruz. Bunlardan bir kısmını biliriz, ancak önemli bir bölümünde de tıp dışı tedavi yöntemlerinin tercih edildiğini görürüz. Birine iyi gelen yöntemin, diğerinde beklenen sonucu vermediği ya da ağrılarını artırdığı durumda da yeni arayışlara girildiğine şahit oluruz. Falanca ilacı al, şu kadar gün yatakta yat, geçmezse fizik tedavi ol, o da olmazsa ameliyat gibi yaklaşımlar hastaları endişelendirmekte ve alternatif tedavi yöntemleri gündeme gelmektedir. Bu yüzden bel ağrısı ciddiyetle ele alınmalı, bel ağrılı hastaya yaklaşım da özel bir çaba gerektirmelidir.



Her an olabilir

Bel ağrısı, kas-iskelet sisteminde fonksiyon bozukluğu oluşturan ve oldukça sık karşılaşılan bir sorundur. Toplumun yüzde 80inin yaşamının herhangi bir döneminde bel ağrısından şikayetçi oldukları bilinmektedir. Bel ağrısı bir hastalık değil, bir belirtidir. Bel ağrıları çalışan kesimi ileri derecede etkilemekte, gelişmiş ülkelerde ve dünyada ücret, iş gücü kaybı ve tedavi maliyeti gittikçe artan bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.



Bel ağrısı, her an, herkeste baş gösterebilir. Bir sabah aniden yataktan kalktığınızda ya da çorabınızı giymek üzere eğildiğinizde de şiddetli bir ağrıdan yakınabilirsiniz. Daha önce önemli bir bel probleminiz olmadıysa bu ağrıyı anlamakta zorluk çekersiniz. Bel ağrısı, bazen aniden başlamayabilir de. Yavaş yavaş, şiddetlenerek artabilir ağrı. Hatta bir bacağınıza yayıldı, beraberinde de uyuşma ve karıncalanmayı getirdi. Bu durumda yapmanız gereken ilk şey, doktorunuza başvurmak olmalı. Bu şekilde ağrının kaynağını öğrenebilir, en etkin ve kısa sürede sizi günlük yaşama döndürecek tedavi yöntemini kavrayabilir, tekrar bu ağrıyla yüz yüze gelmemek için neler yapmanız gerektiğini bilebilirsiniz.



Risk faktörlerini yakından tanıyın

Toplumda bel ağrısına rastlama oranı oldukça sıktır. Eğer her insan, yaşamının bir döneminde bel ağrısı riski altındaysa ağrıya yol açabilecek durumları yakından tanımalıdır.

1. Ağır kaldırma : Kaldırılan cismin ağırlığı ve işlemin tekrarına bağlı olarak risk artmaktadır.

2. Sarsıntı-titreşim : Kamyon, otobüs, minibüs, taksi, iş makinesi gibi taşıtları sürekli kullanarak sarsıntıya maruz kalmak.

3. Bazı sporlar : Jimnastik, futbol, güreş ve kürek gibi sporlarla uğraşmak.

4. Kişisel risk faktörleri

*30 yaşın üzerinde olmak
* Bedensel olarak zorlayıcı işlerde çalışmak
* Kötü ve uzun süre oturma alışkanlığına sahip olmak
* Uzun süre öne eğik pozisyonda ders çalışmak, uygun olmayan sıra ve sandalyelerde oturmak
* Gebe olmak
* Sigara içmek
* Daha önce bel ağrısı geçirmiş olmak
* Tedaviye başlamada gecikmek
* Stres, depresyon ya da ruhsal bozukluklar yaşamak, işinden memnun olmamak, takdir edilmemek



100e yakın sebebi olan bel ağrıları kısaca 2 gruba ayrılır:

1. Mekanik nedenler : İstirahatle azalan, hareketle artan bel ağrıları (bel fıtığı, kireçlenme, omur kaymaları, omur eğrilikleri, kas ağrıları)

2. Enflamatuar nedenler : İstirahatle veya hareketle ağrının özelliğinde değişikik olmayan grup (romatolojik, nörolojik ve kan hastalıkları, kanser, kırık, iç organ kaynaklı vb.)

Belirti ve bulguları siz de var mı

* Belde ağrı ve kasılma
* Hareket kısıtlılığı
* Bacağa yayılan ağrı ve uyuşma, karıncalanma ve güçsüzlük
* Topallayarak yürüme
* Vücutta bir tarafa çarpılma
* Bazen idrar tutamama



En gelişmiş yöntemlerle teşhis edilir

Doktor, bel ağrılı hasta ile yapacağı görüşmede ilk önce, hem ağrının ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını tespit eder, hem de risk faktörlerini belirler. Daha sonra muayeneye geçilir. Ağrının beldeki hangi yapılardan kaynaklandığı, sinir sıkışması varsa, ciddiyeti belirlenir. Tanı amacıyla röntgen filmi veya gerekirse BT (bilgisayarlı tomografi), MR (manyetik rezonans) görüntüleme yöntemleri kullanılarak hastanın eklemleri, bağları, sinirleri, omurgası ve omurlar arası diskin durumu tespit edilir. Diskte oluşan fıtıklaşma, diskin yırtılıp yırtılmadığı MR görüntüleme yöntemiyle kolaylıkla görülür. Bundan sonraki basamak hastanın tedavisinin düzenlenmesidir.



Uygun tedavi seçilmelidir

Bel ağrılarına yol açan sebepler uzman hekim tarafından teşhis edildikten sonra uygun tedavi programlanır.

* İlaç tedavisi :

Ağrı kesici, kas gevşetici ilaçlar sıkça kullanılmaktadır. Bunlar zedelenme bölgesinin tamirinin hızlanmasını sağlar. Ancak özellikle mide-barsak sistemi üzerindeki yan etkileri yönünden dikkatli olmak gerekir.

* İstirahat:

Artık bel ağrılı hastalara, uzun süreli yatak istirahati önerilmiyor. Aksine mümkün olan en kısa sürede hastayı yataktan kaldırarak günlük yaşama dönmeye ve egzersiz yapmaya motive etmek gerekiyor.

* Korse uygulaması:

Korse kullanımı çok ağrılı vakalarda kısa süreli olmak şartıyla zaman zaman uygulanabilir. Ancak hastanın korseyi alışkanlık haline getirmesi, kendine olan güvenini yitirmesine, kasların zayıflamasına ve esnekliğini kaybetmesine neden olacağından önlenmelidir.

* Fizik tedavi yöntemleri:

Hastaya uygun olanı seçmek koşuluyla derin ve yüzeysel sıcak uygulama, soğuk uygulama, elektroterapi, masaj, traksiyon (otomatik makinayla aralıklı bel çekme), egzersiz tedavisi, hastayı kısa sürede günlük yaşama döndürmek için en etkili ve güvenilir yöntemlerdir.

* Cerrahi yaklaşım:

Beldeki sinir yapılarının, hasar görmelerine neden olacak şekilde baskı altında kalması durumunda, diğer yöntemlerle iyileşmesi mümkün olmayan hastalarda sinir üzerindeki baskı ameliyat yoluyla kaldırılarak hastanın ağrılarına son verilir. Eskiden beri hastaların korkulu rüyası haline gelen bel fıtığı ameliyatları günümüzde korkulan bir ameliyat olmaktan çıkmıştır. Uygun endikasyon, yani doğru hasta seçimi halinde bel fıtığı ameliyatlarından fayda görme oranı çok yüksektir.


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın